Ben çocuk kalmak istiyorum.

emre_saklanmis

ben-   Emre nerdesin?

emre- Burda değilim

ben-   Mutfakta mısın?

emre-Hayır!!!! burdayımmmm.

emre_hangielimde emre_hangielimde1 emre_hangielimde2

emre-Anne hangi elimde.

ben-  Hıııı?

emre-Hadi bilsene.

ben-   Bu elinde.

emre- Bilemedin işte yok bu elimde.

Benim iki minik modelim

Oğlum Emre kuzeni Alya  ile birlikte olmaktan çok mutlu oluyor. Geçtiğimiz hafta sonlarından birisinde gene birlikte güzel vakit geçirdiler. Arada sırada gavga etselerde barışıp oyunlarına kaldıkları yerden devam etmeyi başardılar. Ben de bunu fırsat bilerek hazır iki adet modelim varken ve birbirleri ile oyalanıyorlarken fotoğraf çekme denemeleri yaptım. Farklı açılar denerken çok eğlendim.

Kızımı sabah erken saatlerde kursa bırakmak zorunda olduğum için onların birlikte yaptıkları kahvaltıyı kaçırdım. Ben geldiğimde uslu uslu çizgi film izliyorlardı.

siradanbir_gun

Beni görünce meyve suyu istediler.

siradanbir_gun2

Daha sonra çilek yediler.

siradanbir_gun3

Alya çizgi film seyretmekten sıkıldı sabundan balon yapmaya başladı.  Emre aynı çizgi filmi tekrar baştan ancak kulaklıkla dinleyerek izlemeye devam etti.

siradanbir_gun4 siradanbir_gun5

Alya cım bir yandan bana poz vermeye diğer yandan da büyük bir balon yapmak için baya çaba gösterdi:))

siradan_birgundu6 siradan_birgundu7

Evde sıkılan keretaları arabayla gezdirdik. Sonunda her ikisi de uykuya daldı.

siradanbir_gun8

Akademide Sendika Kurduk Şimdi de Sendikada Akademi Kuruyoruz

Bilgi üniversitesi çalışanları hem emeğine sahip çıkmak hem de üniversitenin prestijini korumak için sendikalaşıyor. Bu yolda epey yol alındı. Pek çok çalışma yapıldı. Sendikalı olduğu için bölümlerini kar getirmediği öne sürülerek işten atılan arkadaşlarımıza destek vermek amacıyla hergün üniversitemizin santral kampüsüne giderek oturma eğlemlerine destek veriyoruz. Akademisyenlerimizin ve öğrencilerimizin de yanımızda olması bize daha da güç veriyor. Tüm detaylı bilgiye www.bilgicalisanlari.com dan ulaşabilirisiniz.

Sendikayı yaygınlaştırmak, tartışma ortamı yaratarak bilgi paylaşımı sağlamak için haftada bir gün olmak üzere santral kampüsünde herkese açık dersler başladı. Detaylarını aşağıda bulabilirsiniz.

———————————————————————————————————————————————————————————–

“Nasıl Bir Bilgi?” diye sordu geçen hafta Murat Belge, Nazan Aksoy, Murat Paker ve Erol Katırcıoğlu. Nedir üniversite, nasıl olmalıdır sorusuna verilen ortak bir cevap vardı aslında: “Kişinin kendini gerçekleştirmesinin aracıdır üniversite.” Peki ama nasıl? Bilginin piyasa değeri yanında bu sözün hükmü var mıdır? Piyasa karşısında bizim gücümüz nedir?
Bütün cevaplar birleşip tek bir soruya döküldü: “Sahi, niçin sendika?” Herkes, farklı cevap verecektir bu soruya. Ama cevaplar değil, sorular birleştirir çoğu kez bizi. Bakmayın söylenenlere siz, aslında başlangıçta söz değil, soru vardı ve her soru hep “daha iyi”yi isteyenlerin, görünenle/verilenle yetinmeyip hakikatı arayanlarındı: “Niçin Sendika?”

Ömer Laçiner, Arzu Çerkezoğlu, Murat Özveri, Chris Stephenson ve Bülent Bilmez soracaklar soruyu. Katılın cevaplayalım. Çünkü, herkesin bir “çünkü”sü vardır.

İSTANBUL SENDİKALI BİLGİ ÜNİVERSİTESİ
YAZ OKULU PROGRAMI
AÇIK HAVA DERSLERİ-II

Dersin Adı: “Niçin Sendika?”
Dersin Kodu: Sendika 102
Dersin Tanımı:
“Niçin Sendika?” sorusuna verilecek tüm cevaplar, deneyimler, kanıtlar yer alacak bu derste. Gelin anlatın, sizin de bir bildiğiniz vardır elbet!
Katılımcılar: Ömer Laçiner (Yazar),  Arzu Çerkezoğlu (DİSK/DEVSAĞLIK-İŞ) Murat Özveri (SELÜLOZ İŞ), Chris Stephenson (Bilgi Üniversitesi), Bülent Bilmez (Bilgi Üniversitesi)
Yer: Santral-Çimen Kampusü
Tarih: 1 Haziran 2010 Salı
Saat: 17:00-19:00
Not: Bu dersler “açık ders” formatında yapılacaktır. Herkesin katılımına açıktır, ücretsizdir, kayıt gerekmemektedir, sınav yoktur!

———————————————————————————————————————————————————

Geçen hafta gerçekleşen ilk dersten çektiğim karelerden bir kaçı…

akademi_sendika akademi_sendika10 akademiz_sendika9 akademi_sendika5 akademiz_sendika6

akademi_sendika4 akademi_sendika2 akademi_sendika3

sevgi ve saygılar

7 Şekspir Müzikali, Haluk Bilginer

Uzun süredir bir şeyler yazamadığım ve blogumu ihmal ettiğim için üzgünüm. Kaldığım yerden devam ederek Enka’da izlediğim, fotoğraf çekmem için izin verilen sekspir müzikaline ait fotoğraflarımı paylaşmak istiyorum.

Eser, yaşamın yedi dönemini anlatıyor. Ölümle son bulan yaşam yolunda büyük usta Haluk Bilginer bebek oldu, genç oldu, büyüdü adam oldu, yaşlandı.  Muhteşem bir performans sergiledi. Haluk Bilginer’e eşlik eden dört kişilik Soykarılar korosu da kocaman bir övgüyü hak ediyor. Soykarıları oynayan Evrim Alasya, Selen Öztürk, Zeynep Alkaya ve Tuğçe Karaoğlan oyunun başından sonuna kadar tempolarını, enerjilerini, uyumlarını hiç kaybetmediler . Ve biz izleyicisine duyguları o kadar güzel aktardılar ki; her biri olağanüstüydü. İnanın onlardan birisi olmak istedim. O kadar çok özendim ki anlatamam. Hikayemiz doğumla başlıyor.

1.Dönem

“Doğduğumuz anda,
Şarlatanlarla dolu bu koca dünyaya geldik diye
Basarız çığlığı.”
(King Lear-King Lear, Çev. Haluk Bilginer)

WS_bebeklik WS_bebeklik2

2.Dönem

“Hey oğul güzel oğul,
Avucunda tuttuğun saat, acele akar
Sen ay gibi büyüyüp serpilirken
Hepten çöker kim varsa seni seven
Yok edilişin tanrıçası tabiat
Sen yol aldıkça o seni geri çekecek
Zamanın seni rezil edilişi görülecek
Şimdi onun gözdesisin ama kork ondan
Ertelese de er geç hesap kapanacak,
Bil ki seni zamana kurban edecek.”
(126. Sone, Çev. Haluk Bilginer)

Sonra çocuk olur, oynar coşar.
“Şunlar kulağına küpe olsun
Ağzından çıkanı kulağın duysun
Olmayacak duaya amin deme.
Samimi ol ama laubali olma.
Her tanıştığını dost sanma
Dost olduklarını da yabana atma.
Kavga etmekten sakın,
Ama kavga kaçınılmazsa
Gözünü budaktan sakınma,
Onlar korksun senden, sen korkma.
Eleştiriye kulak ver ama kendi fikrini de koru.
İki dinle bir söyle,
Bütçene göre giyin aşırıya kaçma,
Zevkli ol, rüküşlükten kaçın.
Ne borç al, ne borç ver
Borç verme, hem parandan hem dostundan olursun
Borç alma, savurgan olursun.
Kendine karşı dürüst olan
Sahtekarlık yapamaz başkasına.”
(Hamlet, Prince of Denmark-Polonius, Çev. Haluk Bilginer)

WS_cocukluk1 WS_cocuklu2 WS_cocukluk

3.Dönem

Derken ilk gençlik yılları ve aşk; karında uçuşan ilk kelebekler, ilk kayıplar, ilk kalp ağrıları.
“Sıradan, çirkin,
Değersiz, ne varsa
Biricik, değerli
Güzel kılar aşk.
Gözü kördür aşkın
Hayaliyle görür.”
(A Midsummer Night’s Dream, Helena-Çev. Haluk Bilginer)

“Elde edilene kadar melektir,
Melektir arzulanan kadın
Erkeğin gözünde.
Asıl zevk peşinde koşmaktır
Bu vardır aşkın özünde.
Hiçbir şey bilmiyordur bunu bilmiyorsa kadın:
Ele geçtin mi kölesin geçmedikçe sultan.”
(Troilus and Cressida-Cressida, Çev. Haluk Bilginer)

WS_genclik WS_genclik1 ws_genclik2 WS_genclik3

4.Dönem

Çok geçmeden Shakespeare büyür asker olur.
“Derken asker-
Eser gürler,
Atıp tutar,
Bir bardak suda
Fırtına kopar.
Sakal bıyık yerinde
Namusu her şeyin üstünde.
Hemen celallenir
Atılır her kavgaya
Topun ağzına girmekten hiç çekinmez
Sabun köpüğünden şöhret uğruna.”
(As You Like It-Jaques, Çev. Haluk Bilginer)

ws_askerlik ws_askerlik1 ws_askerlik2 ws_askerlik3

5.Dönem

Sonra yaşı ilerler yargıç olur, bilgiçce deyişler söyler.
“Sana kur yapan yoksa
Kusuru müzikte ara.
Baktın biri üstüne çok düşüyor,
Her şeyin bir zamanı var de
Dansın bitmesini bekle.
Çünkü bak dinle
Oynaşmak, evlilik ve pişmanlık
Hepsi ayrı dansa benzer:
Oynaşmak İskoç dansı gibi
Ateşli ve hızlı.
Evlilik düğün dansı gibi
Ağır başlı usulüne uygun.
Pişmanlıksa geriye doğru hızlı hızlı
Ta ki mezarı boylayıncaya kadar.”
(Much Ado About Nothing-Beatrice, Çev. Haluk Bilginer)

ws_bilgic ws_bilgic1 ws_bilginc2 ws_bilginc4

6.Dönem

Altıncı çağ gelir, Shakespeare yaşlanır.
“Kırk yılın kışı, kuşatınca alnını
Kazınınca güzelliğinin tarlasına çukurlar
Fiyakalı gençliğin gururlu mirası
Yitip gider, kaplar her yanı otlar.
O zaman sorarlarsa sana:
Hani nerde güzelliğin,
Nerde gücün kuvvetin? Şehvetin nerde?
Dersen ki şu solmuş gözlerimde!
Yazık olmaz mı, ayıp olmaz mı yitip giden övgülere.
Oysa desen ki: güzel çocuğum taşır güzelliğimi,
Yaşlılığımın hesabını o verecek,
O sürdürecek bendeki güzelliği.
Güzel çocuğum taşır güzelliğimi,
Sen solarken o açacak yerine
Gör bak nasıl coşacak
Çekildiğini sandığın kanın.”
(2.Sone, Çev. Haluk Bilginer)

ws_yaslilik ws_yaslilik1 ws_yaslilik2 ws_yaslilik4

7.Dönem

Ve kundakta başlayan yolculuk mezarda son bulur.
“Yaşamın sonu yaşamdan daha çok önemsenir;
Güneşin batışı, müziğin bitişi gibi.
En son söylenen en çok hatırda kalır.”
(King Richard the Second-John of Gaount, Çev. Haluk Bilginer)

ws_sondevre_000ws_yaslilik00 ws_sondevre_0 ws_sondevre2 ws_sondevre

Ve yaşamla birlikte oyun son bulur. Seyircinin kendi içsel yolculuğuna çıktığını varsayıyorum, açıkçası ben öyle yaptım. Kafamda bir sürü soru ve niyet uçuştu.  Hepimiz öleceğimizi bile bile neden bu hayatın saçma koşturmasına kendimizi kaptırıp gereksiz hırslara kapılıyoruz.  Hem kendimizi hem de çevremizi mutsuz ediyoruz.  Bilmiyorum. Şimdilik bildiğim bir şey varsa o da fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. Söylenecek çok şey var ancak şimdilik susmayı tercih ediyorum. Fotoğraflar konuşsun.

Bir yerlerde buluşmak umuduyla, sevgiler saygılar.

Sahne Performansı Çekebilmek

Pek çok konuda fotoğraf çekmeyi seviyorum ancak sahne fotoğrafı çekmenin yeri ayrı. Bu konuda kendimi geliştimeye çalışıyorum. Sahne fotoğrafı çekmek, eğlenceli, hareketli ve  beni fazlasıyla da mutlu eden bir konu. Ancak bir o kadar da zor bir iş. Henüz benim gibi amatör bir fotoğraçıysanız çekim yapmak için izin almak oldukça büyük bir problem.  Mutlaka tanıdık arkadaşlar ve  aracılıkları gerekiyor. Diyelim ki izni aldım; sonrasında neler bekliyor? beni.

- Hem sanatçıyı hem de izleyicileri rahatsız etmeden çekim yapmak
- Flash kullanmamak
- Sahne akıp giderken anlamlı, doğru anları yakalamak
- Aksiyona göre ışık da değişip duruyorsa doğru ayarları hızlı yapabilmek
- Hareketi net olarak dondurmak için diyaframı açmak (1.4),  obtüratör hızını minumum1/50, mümkünse 1/160 larda tutmak. Bu ayarların işe yarayabilmesi için de makinanın belli bir ISO değerine (örne.2000-3000 iso gibi) çıkabilmesi gerekmektedir.
- Tripod  kullanmak ( kişisel tercihim )
- Objektifi doğru seçmek
- Sahneye olan yakınlığımızın elimizde teknik ekipmana uygun olmasını sağlamak
gibi bir çok parametre var.

İşin tüm teknik detaylarını halletsek bile, çektiğimiz fotoğraflarla sahnede gerçekleşen sanat olayını doğru bir şekilde aktarabilmek işin asıl ve en zor yanıdır. Sahne de olup biteni objektif olarak doğru  bir şekilde yansıtabilmek kolay değil.

Örneğin, bir bale gösterisinde ” hareketi “; tiyatro eserinde ise ” konuyu ” öne çıkarmak gerekir. Güzel olacak diye olmadık açılardan ve konuya uygun olmayan objektif kullanmak hem sanatçıya hem de o performansta emeği geçen diğer tüm insanlara haksızlık ve saygısızlık olur.  Bu işin başka bir boyutu ise çektiğimiz fotoğraflarla konuya merak, ilgi ve görme isteği uyandırabilecek miyiz?

Fotoğrafı çekilecek sahne performansı hakkında, bilgi açısından donanımlı olmak ve sahneyi önceden bilmek işimizi bir miktar kolaylaştırabilir.

Aşağıdaki fotoğraflar; bugünün amatör sanatçıları ama geleceğin tiyatrocu adaylarına aitler. Oyunu kendileri yazdı. Kostümlerini kendileri tasarladı. Gene kendi aralarında yarıştılar. Süper bir performans sergilediler. İkinci dönemi başka bir okulda okumak için,  görüntülerini çektiğim okulundan ayrılan kızıma bu kareler güzel bir süpriz olacak.

ezgi_tiyatro ezgi_tiyatro5 ezgi_tiyatro6 ezgi_tiyatro7 ezgi_tiyatro8 ezgi_tiyatro9

sanatta, bilgi de ve fotoğrafta buluşmak dileği ile
sevgiler, saygılar

Bir tiyatro eserinin sahnelenmesi

Uzun süredir buralarda olamadım. Üst üste gelen hastalıklar, acil yapılması gereken işler derken çok özlemişim yazmayı. Her ne kadar yazma konusunda kendimi yetenekli görmesem de paylaşmak ve kendi gelişimime tanıklık etmek bana çok iyi geliyor.

Sanatın her dalına hayranlık duyan birisi olarak fotoğraf çekmeye başladıktan sonra, pek çok anı yakalama, görme ve izleme şansına sahip oldum. Galiba fotoğraf çekme eylemi, etrafına başka gözle bakmayı da beraberinde getiriyor. Muammer Yanmaz’ın temel ve ileri fotoğrafçılık kursunu bitirdikten sonra güzel bir çalışma yapmak için inanılmaz istek duydum. Bu isteğin yaratttığı hareketle yolum 2009 – 2010 sezonu için sahnelenecek Mazhar Zorlu Çocuk Tiyatrosu’nun oyuncuları ve diğer çalışanlarıyla çakıştı. Oz Büyücüsü’nün sahne üzeri provalarında ve sahne gerisinde fotoğraf çekme şansım oldu.

Harika bir deneyim yaşadım. Başka bir dünyaya tanık olmak  ayrı bir keyif oldu benim için.  Çok şey öğrendim. Sadece fotoğraf çekmek adına değil; bir tiyatro eserinin sahnelenmesi sürecinin nasıl olduğunu yakından görmek bu sanata olan hayranlığımı bin kat daha arttırdı. Bunca özveri, çalışma ve emeği görünce hayran olmamak mümkün değil.

Oz Büyücüsü izleyicisiyle 15 Kasım 2009 da buluştu. Buluşmaya da devam ediyor. ( Mutlaka çocuklarınız veya yeğenlerinizle birlikte gidip seyretmelisiniz ).

Tüm ekip,  Oz Büyücüsü’nü sahneleyebilmek için Ağustos ayında çalışmalarına başlamışlardı. Çok istememe rağmen,  aralarına ancak Eylül ortası gibi katılabildim. Bu dönem BKM’de prova yapmaya başlamışlardı.

Bir yandan sahne üzerinde yapılan provalar tüm hızıyla ve yoğun bir şekilde devam ederken diğer yandan da kostümlerin dikilmesi ve dekorun hazırlanması da devam ediyordu. İlk kostüm denemelerinde yanlarında olmam nedeniyle oyuncularla birlikte aynı heyecanı yaşadım. Onlar gibi ben de o telaşın arasında sanki  kostümlerden birisini deneyecekmişim gibi heyecandan fotoğraf çekmeyi az kalsın unutuyordum. :)

kostum1 kostumlergeldi6 kostumlergeldi kostumlergeldi3 kostumlergeldi5 kostumlergeldi4

Aynı heyecan dekorların gelerek ve monte edilmesinde de yaşandı. Akla gelen ilk soru eksik bir şey var mıydı? Prova yapılırken herhangi bir sahnenin değişmesi gerekecek miydi?. Gerçekten heyecanlı ve meraklı bir süreçti benim için. Özellikle de; oyuna katılan her yeni şey sonrasında ortaya çıkan yeni gelişmeler ilgi çekiciydi. Dekorun monte edilmesiyle sahneler tekrarlanarak tekrar gözden geçirildi. Hareketi engelleyen noktalar hemen değiştirildi. Bu çalışma kostümlerin hareketi engelleyen bir tarafı var mı ? diye de tekrarlandı. Dar olan, sıkan yada oyunun akıcılığını kısıtlayan yanların düzeltilmesi için tekrar kostüm yapanlardan yardım alındı. Örneğin teneke adamın şapkası oyun esnasında sürekli öne doğru düşerek gözünü kapatıyordu. O nedenle sahne de şapkasını düzeltmek zorunda kalıyordu. İşte bunun gibi akla gelmeyen bir sürü detaylar prova esnasında ortaya çıkıyor ve arkasından hepsi düzeltilerek tekrar baştan prova yapılıyordu.

kostum_duzenmele kostum_duzenmele2 kostum_duzenleme3 kostum_duzenlem4

Aynı hassasiyet provalar esnasında da izleyici açısından tekrarlandı. Oyunun izleyecilerinin çocuklar olması nedeniyle hissedilen sorumlulukla her sahnede yer alan sözlerin ve/veya hareketlerin uygunluğu tartışıldı. Uygun olunmadığına inanılan her sahne ya değiştirildi yada kaldırıldı. Bunun çok önemli olduğuna inanıyorum. İki çocuk annesi olarak pek çok izlediğim oyunu, olara izletmeden seçerek içinde onların yanlış anlayabileceği bir sahne olup olmadığını izleyen diğer velilerden öğrenmeye çalışırım. İzledikleri şeyden olumlu davranışları almalarını tercih ederim. O nedenle Oz Büyücüsü’nü sahnelerken bu kadar hassasiyet gösterilmesi gerçekten beni çok mutlu etti. Sizlere bir kaç örnek;

İlk sahnede Dorothy bisiklete binerek geliyor. Ve sahnede dolaşırken arada ellerini bisikletten çekip, muzip bir çocuk olup sahnede dolaşıyordu. Bu sahne çocuklara kötü örnek olacağı düşünüldüğü için değiştirilerek yerine ip atlayarak sahneye çıkmasının uygun olacağına karar verildi. İlk kez seyrederken ben de içimden aynı şeyleri düşünümüştüm. Oğlum Emre bu sahneyi görse halasına her gittiğinde bahçede bisiklete binerken acaba gördüklerini taklit etmek isterse ne yaparız. Ancak sonradan bu sahne değişince çok sevindim.

bisikletli_sahne bisikletli_sahne2 ip_atliyor ip

Gene başka bir sahneden kötü cadı cebinden kibrit kutusunu çıkarıp bir kibrit çakıyor ve Dorothy’nin arkadaşlarını yakmakla tehdit ediyor. Çünkü Dorothy’nin ayağındaki sihirli kırmızı ayakkabısını istiyor. Bu sahnedeki kibrit çakma sahnesi çocuklar düşünülerek  kaldırıldı. Onun yerine sadece kibrit kutusu gösterilerek oynandı.

kibrili_sahne kibrili_sahne3 kibritsiz

Başka bir sahnede kötü cadının,  misina ile sahnenin üst taraflarına bağlı süpürgesiyle yaptığı bazı hareketler vardı. Bu hareketler esnasından misinanın bağlı olduğu yere takılarak süpürgenin misinadan kurtulabileceği ve  önde oturan  izleyicilere fırlamasından korkulduğu için tamamen kaldırıldı. Halbuki gerçekten çok güzel bir sahneydi. Cadı süpürgeyle pek çok güzel numaralar yapıyordu. Ben hep ilgiyle izledim. Ancak seyirciler çocuk olunca tedbirli olmak ve olası çıkabilecek sürprizleri bertaraf etmek gerekiyordu.

Bu sahnenin provasından uzun ve kısa pozlamayla çektiğim bir kaç kare..

cadi_sopasi cadi_sopasi2 cadi_sopasi3 cadi_sopasi4 cadi_sopasi5 cadi_sopasi6 cadi_sopasi7 cadi_sopasi8

Bir tiyatro oyununun sahneye koyulması gerçekten çok zormuş. Bir kaç saniyelik bir sahne, saatlerce hatta günlerce süren bir çalışmadan sonra ortaya çıkıyormuş. Oyuncuların oyun yeteği olmadan, onlara ve konuya  uygun güzel kostümler, sürükleyici müzikler ve müziğin anlamlı sözleri , oyunun geçtiği ortamın gücünü büyüsünü artıracak dekorlar,  tüm bu süreci takip eden ve yöneten yönetmen olmadan olmuyormuş. Ancak hepsinin uyumu sonucunda ortaya süper bir performans  çıkıyormuş.
Bu çalışma sonrasında yaptığım slayt show ‘u sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu benim tüm acemiliğime rağmen, henüz tam anlamıyla  digital düzenlemeyi bilmeme ve fotoğraf çekmek konusunda eksikliklerime rağmen hazırlama cesareti gösterebildiğim ilk proje çalışmamdr.  Pek çok eksiği var biliyorum. Ama bir şeyleri yapma cesareti göstermeden de öğrenilmiyor. Yapıcı eleştirilenizi beklerim. Sevgiler ve saygılar.

Oz Büyücüsü from Filiz Tulu on Vimeo.

Acı nasıl fotoğraflanır

Geçen gün seyrettiğim filmde çocuğunu kaybeden bir annenin yaşadığı acıyı seyrederken bir an onun yerine kendimi koydum. Hissettiğim acıyı nasıl tarif edebilirim bilmiyorum. Şu ana kadar yaşadığım herhangi bir üzüntü yada acıyla benzerliği olmayan insanın içini fena yakan ve aklını yitirebileceğini hissettiren bir duygu diye tarif edebilirim ancak.

Yaşamın birbirinden çok farklı dönüm noktaları var.
Çoğumuz farklı yaşasak da hepimiz çeşitli dönüm noktalarından geçeriz.

Çocukluktan ergenliğe geçiş gibi,
üniversiye başlamak gibi,
ilk aşk gibi,
işe başlayıp kendi paramızı kazanmaya başlamak ve onun etkisiyle kendimizi adamdan saymak gibi,
hayatınızın geri kalanını ölüm ayırana dek birisiyle paylaşmak istediğimiz an gibi,
ve tabi ki anne olmak gibi. ( bu liste size göre uzayabilir yada değişiebilir…..)

Anne olmak hayatımın en önemli dönüm noktalarından birisi oldu.
( Çocuk sahibi olmak; bir çok kaygıyı beraberinde getirmesine karşılık, tarifi güç büyük bir mutluluktur )
Yaşama dair bildiğim, bilmediğim ne varsa değişti. Herşeye farklı bakmamı sağladı.
Daha yumuşak, daha duyarlı olabildiğimi ve ne kadar sabırlı olduğumu fark etmemi sağladı.
Çocuklarımla aramdaki bu inanılmaz bağ, doktorumun anne olacağımı söylediği an başladı.
Onun duyduğunu, anladığını bilerek, daha doğmadan masallar ve tüm hayallerimi anlattım.
Kucağıma aldığım ilk karşılaşma anından itibaren, ilk emekleme, ilk adım atması, ilk söylediği kelimesi, ilk dişi, ilk hastalığı v.b. gibi bir sürü ilkleri yaşayıp sonra hızlı bir şekilde büyümesine tanıklık etmek ve onunla birlikte pek çok şeyi öğrenmek sanki hayatı tekrar baştan yaşıyormuşçasına hissetmek. İnanılmaz bir duygu.

Böylesine güçlü ve muhteşem bir bağla bağlandığınız bir varlığın artık kucağınızda olmayacağını kabul etmek çok zor. Bu acı nasıl fotoğraflanır diye çok düşündüm açıkçası çok yaratıcı bir şey bulamadım. Evde yapabildiğim en basit yolla, kibritle oluşturuduğum ateşin ve korun fotoğrafları…İlk fotoğrafta haberin alındığı yüreğe düşen ilk ateşi, diğerlerinde ise son nefese kadar devam eden ateşi(alevi)  anlatmaya çalıştım.

patlama4 patlama

patlama2 alev2

english

How to Photograph the pain

The other day, i was watching a movie about a mother who was suffering a lot because she lost her kid, and i put myself in her situation. I don’t know how i can explain the feelings i had. It feels like you can go mad or lose your mind and it doesn’t compared to the pains i have felt up to now.

There are so many different turning points in my life.
Even if we have different ones, we all have them in every period of our lives:�
like being a teenager,
beginning the university,
like the first love,
like having the first job and earning salary and feeling like you are indepedent,
feeling like you want to spend the rest of your life with a person till the death and also like being a mother ( The list can be longer according to you or can be different).

Being a mother was one of the important turning point of my life. (being a mother makes you so happy that you can’t explain, even if it also brings lots of responsibilities and worries) Everything changed what i know and what i don’t know about the life. It made me look at the things in a different view.    More softer, more sensetive and made me realise that i can be so patience. The incredible connection between me and my kids started when my doctor said that i can be a mother. I was telling stories to my baby that i was pregnant to, realising that it was hearing, and understanding  what i was telling. From the first moment that i held my baby, i saw the first crawling, the first step, the first word she said, the first tooth, the first illness etc.. and having all these first moments and also realising and being the witness the kid is learning and growing up  so fast and learning new things with the kid and feeling like that you live your life from the beginning on….it is unbelivable.

It is hard to accept that you can’t carry the kid on your arms anymore who you are connected so much. I thougth so much about how
i could take a photograf of this pain but i wasn’t so creative. I wanted to show the pain as it is like a flame from
the matches i could show in my house in the simplest way.
In the first picture, the first fire that falls in the heart because of hearing the death of the kid. On the other ones,
the flames that will be in the heart till the death

teknoloji ve çocuklarım

Teknoloji bağımlısı olduk. Buna karşı durmak gün gittikçe imkansız hale geliyor. Bilgi edinme, alışveriş , mailleşme, sayısız bloglar, sosyal networkler  ve msn gibi chat alanlarında muhabbet ediyoruz. Biz büyükler  saatlerce bilgisayar başında vakit geçirirken,  bunu gören çocuklar  ne yapabilir. Bizleri örnek alıyor ve her fırsatta bilgisayarda oyun oynamak istiyorlar. Televizyon kanallarında başlayan magazin çılgınlığı ve biri bizi gözetliyor tarzı programların çoğalmasıyla tatsızlaşan yayınlar yüzünden yedi yıldır  evde televizyon seyretmiyoruz.

Sadece  film ve sezonluk yabancı dizilerden bazılarını,  çocuklar uyuduktan sonra bir tabak meyve eşliğinde izliyoruz. Yapılacak diğer işlerden vakit bulabilirsek. Televizyondan çocukları uzak tutabilmeyi başarmış ebeveynler olarak kendimizle gurur duysak da bilgisayardan tam olarak uzak tutmayı başaramadık. Ancak süresini azaltabildik. Fakat hafta sonları bu süre uzayabiliyor. Diğer yandan sokakta oyun oynayamayan bütün günlerini okulda geçiren çocuklarımız için fazla alternatif yok gibi görünüyor. Hele ki tüm gün dışarda çalışarak oldukça yorgun bir şekilde eve gelmek ve evde de  dinlenmek istiyor olmak işleri biraz zorlaştırıyor. Bir süredir bilgisayarın başına oturan çocuklarımız çokça vakit geçiriyorlardı. Ve bizlere dokunmadıkları için de zaman zaman işimize gelmiyor değildi. Ancak bu durumun  doğru olmadığını bildigimiz için diğer yandan vicdan azabı da çekiyorduk.

Uzun bir süre önce fark ettik ki kızımla oğlum arasında çıkan tartışmaların çoğu bilgisayar oyunları yüzüden olmaya başlamış. Aralarındaki yaşanan sürtüşmeler , benim iş için kullandığım kişisel bilgisayarıma el konulmasına kadar gelmiş. Bakıyorum bir gün kızım makinanın başında bir gün oğlum. En sonunda bu duruma bir son vermek gerektiğini fark ettiğimde çare düşünürken,  ofiste bilgisayarımın şarjının  bitmesini avantaj sayarak eve geldiğim de  makinamın arızalı olduğunu ve çalışmadığını söyledim. Böylece başka bir şeyler yapmak için vakit kazanmış olduk. Tabiki eşimde kendi laptop’ını ofiste bırakarak durumu destekledi. Böyle durumlarda  anne babanın birlikte davranması hem çok önemli hem de süreci çok hızlandırıyor.

DSC_0271 DSC_0276 DSC_0305

Böylece bilgisayarımızı çocuklardan kurtarmış olduk.  DVD film izlediğimiz eski kasa  bilgisayarı televizyona bağladık. İçine makul oyunlar yükledik. Belli bir süre hep birlikte turnuva şeklinde sırayla bizimle oynamalarına izin verdik. Başta çok sızlandılar ancak zamanla çok eğlendiğimiz için alıştılar. Daha sonra bu oyunlara ilaveten emre ye sırayla kitap okumaya kadar durumu değiştirdik. En sonunda kızım kardeşine kağıda resim  çizerek masal anlatmaya başladı.  Masalları kendi uyduruyor. Uydururken de resimliyor. Emre de kağıt üzerindeki masalı izlemeye bayılıyor. Dün akşam onların resimlerini çektim.  Çok şekerlerdi. Düşünen, üreten ve ruh sağlığı yerinde çocuklar istiyorsak onları televizyondan mümkün olduğunca uzak tutmalıyız. Bilgisayar başında geçirdikleri vakti de kontrol altında tutarak farklı şeyler yapmalarını sağlamaıyız.  Bunu da ancak onlarla vakit geçirerek yapabiliriz. Onlarla birlikte dinlenmeyi ve eğlenmeyi tercih edersek onlardan çok güzel geri dönüşlerini görebiliriz.  Çocuklarımız tv ve bilgisayar karşısında ihmal edilemiyecek çok kadar değerli ve yarınlarımızı onlara teslim edeceğimizi düşünürsek ihmale gelmeyecek kadar da çok önemli.

DSC_0081 DSC_0085

DSC_0091 DSC_0094

english

Technology and My kids

We are addicted to technology, and trying to avoid that addiction is becoming more impossible every day. Acquiring information, shopping, sending e-mails, countless blogs, socials networks, and chatting with others by using many programs such as MSN. What can kids do when they see adults spending so many hours in front of the computer? They take us as models and want to behave like we do and want to play games whenever they can have any opportunity. We haven’t watched television for seven years, because of the increase in the amount ofcrazy magazine programs and programs like ‘Big Brother’.
We only watch a little bit of some series or some movies, after the kids are in the bed. We are proud of ourselves because we achieved that we keep the kids away from the TV but we aren’t totally proud because we don’t know how to keep them away from the computers. We can only decrease the time for them during the week, but at the weekends that time can get longer. On the other hand, for my kids who don’t spend time outside playing with the others and
who are at school the whole day, it seems like there are no other possiblities for them to enjoy their free time.
It is even harder for us when we have a long day at work and when we come home and try to have some rest.So, the kids were spending lots of time on the computer and this made us quite happy because they were not bothering us. On the other hand, we knew that it wasn’t right and we felt frustrated.

A long time ago, we realised the reason for the arguments between my kids were based on sharing the PC. It even came to the point where they took my laptop away too. One day it was my daughter, the next it was my son whose used my laptop. That’s when I realised that I needed to find a solution. In my office once, I noticed randomly that the battery of my laptop was getting weaker, so I thought that I could use it as a solution. When I brought it back home and the kids wanted to have my laptop, I said, “You can have it but it doesn’t work, there is something wrong with it”.  Additionally, my husband supported the situation by leaving his laptop in his office. In these kinds of problems, it is essential that couples support each other, so it takes really short time to solve the problems.

Eventually we kept our laptops away from them. We connected the old PC to the TV to watch some DvDs. And we installed some simple games. After that, we let them play games in tournaments with us. At the beginning they weren’t into it, but later when we all had fun then they enjoyed and got used to it. In addition to these games, we even managed to get Emre, my son, to read a book by taking turns. Later, my daugther drew some pictures and told him stories.
She was using her imagination while creating them and she was picturing them too. Emre really loved it. I took their photos last night. It was so sweet. If you want to have kids who are healhty mentally, emotionally and who can create something then you should keep them away from the TV. And we should control the time they spend in front of the PC and let them do different things. We can only achieve that by spending time with them. We can have positive feedback from the kids even when we rest with them or have fun with them. Our kids are so valuable! That’s why we shouldn’t neglect them and
let them spend their whole time with PC and TV and it is really important if we also think that they will create our future.


SHAFT Blues&Jazz Club

Dün fotoğraf arşivimi karıştırıyordum. Amacım kursa giderken ilk çektiğim  fotoğraflarla yakın tarihteki fotoğraflar arasındaki farka bakmak,  gelişimim konusunda bir fikre sahip olmaktı.  Bu fotoğraflar arasında kurs zamanı gece çekimi yapmak için gittiğimiz SHAFT – blues ve jazz bar – fotoğraflarını buldum. Tamamen unutmuşum. Kendime şaşırmakla birlikte arşive atıp daha sonra bakarım dediğim başka fotoğraflara da rastladım. Zamanla onlara da el atıp bloguma yazarak kendi gözümün önünde olmalarını sağlamayı planlıyorum. ( yazının ilerleyen satırlarında neden unuttuğumu anlayacaksınız )

Cuma akşamıydı ve tüm aradaşlar ben de dahil işten yogun argın halde çıkıp bir de köprü trafiğinde epeyce takılıp Kadıköy Altıyol tarafına geçtik. Eşimi de benimle gelmesi için ikna etmeyi başarmıştım. Yeme, içme faslından sonra tüm ekip tamamlandıktan sonra önce mekan önünde bir kaç fotoğraf çektikten sonra içeri girdik.

DSC_0333

Çok az ışıklandırma ile içerisi oldukça karanlık sayılabilirdi. Önce mekanı dolaşıp şöyle bir etrafa baktıktan sonra fotoğraf çekmeye başladık. Renkli çekmeye başladığım fotoğrafları daha sonra siyah-beyaz çekmeye başladım.

DSC_0433 DSC_0446 DSC_0436

Çünkü o akşam sahne alacak grup  prova yapmaya başlamıştı. Hemen fotoğraf makinemizi sahneye doğru yönelttik. Onları çektiğim fotoğrafları renk açısından beğenmeyince ( Bakınız aşağıdaki fotoğraf , çektiğim tüm fotoğraflar nedense bu şekilde sonuçlandı )  Sahnenin bize çok yakın olması ve  spot ışıklarını hesaba katmadan çekim yapmak bu gördüğünüz sonucu vermiş olabileceğini şimdi farkediyorum . Tabiki ps de ayarlanabilir. Ancak açıkçası ben ps de ayarlama yapmak istemiyorum. Çok sıkıcı ve zamanımı gereksiz yere  çalıyormuş gibi  geliyor.  Ayrıca demedim değil.  Fotoğrafı doğru ışık ayarlarıyla çekmediğinizde ps’de doğru sonuç alınamıyor. Hatta daha da kötü oluyor. Ben makinayı doğru ayarlayabilmeyi dolayısıyle de  doğru sonuca ulaşabilmeyi istiyorum.

DSC_0445

Açıkçası siyah-beyaz çekerek belkide işin kolayına kaçtım. ( Şimdi olsa belki farklı davranırdım. En azından tripod kullanırdım. Farklı ayarlar denerdim )

Çok fazla geniş olmayan mekanda birbirimizin önüne geçmemek için çaba harcarken makineyi titretmemek için de  azami özen göstermek gerekiyordu. O zamanlar Tripod kullanmayı henüz alışkanlık haline getirmediğim için , onu çantamdan çıkarmayı bile denemedim.:)

Çok yüksek ISO ayarında ( 2000)  ve flash sız çekim yapıyorduk.  Fotoğraflar oldukça granli olurken , çok keskin ve net olamadılar. Biraz heyecan,  biraz da ışığın yetersiz olması tabiki en önemlisi deneyimimin  olmaması nedeniyle makinanın ayarlarını düzgün yapamadım.  Şimdi bunları çok  normal karşılıyorum.  Ancak o zaman çok üzülmüştüm belki de o nedenle arşivin bir köşesinde unuttum gitti fotoğrafaları.  İçlerinden netlikleri en iyi diyebileceklerimi görüyorsunuz. Diğer çektiklerime göre yani. En azında kadrajları fotoğrafları kurtarıyor:) (biraz züğürt tesellisi oldu...)

DSC_0545 DSC_0511 DSC_0533

DSC_0606 DSC_0471

Kıssadan hisse: Kötü çekilmiş diye hiç bir fotoğrafımıza kötü davranmamalı onu da layık olduğu ilgi ve alakayı göstermeliyiz. Çünkü o bize neleri öğrenmemiz gerektiğini ve ne aşamada olduğumuzu dürüst bir şekilde göstermektedir. Her yeni gün hayalinizdeki fotoğraflara doğru yaklaşmanız dileği ile  sevgi ve saygılar.

english

SHAFT Blues&Jazz Club

I was checking my archives yesterday. My aim was to have an idea and see the improvement between the photos that I took in the beginning of my photography course and the photos I have taken recently. Then I found the ones of the time we went to SHAFT Blues&Jazz Club to take photos at night. I was surprised – I had totally forgotten them! I also found some of them that I took and put in that archive so that I could have a look at them later in time. I plan to put them in my blog in  the future ( you will understand why I forgot them when you read further).

It was a Friday night, and my friends and I eventually managed to get Kadikoy Altıyol side after a tiring working day and a long traffic jam. And I also managed to bring my husband with me. After the dinner and all our friends joined us, we got inside after taking some photos in front of the club. The lighting was low; it was nearly dark inside. First we had a look inside then we began taking photos. I took black and  white ones after taking some in color, because the group which was performing was already rehearsing on the stage.

Then all of us pointed the cameras to the stage. When I checked them I didn’t like the colour in the photo ( have a look at that one below, all the photos that I took look the same), and now I realise it was because of the  ligthing and that the stage was so close to us. Of course the PS can be arranged. To be honest I don’t want to set the PS. It is boring and it feels like a waste of time. When you dont take the photos with the right ligthing then the result with PS is also not right. Actually it gets much worse. I want to adjust the machine right and also get a good, satisfying result.

To be honest it was easier to take black and white ones (if I was there now I would use a different adjustment, or at least a tripod, or different ones)

Because it was a not a big place we didnt have enough space and so we were really trying to be careful not to stand in front of the other photographers and while trying to do that I was also trying to be careful not to let the camera move while I was taking photos. At this time because it wasn’t my habit to use the tripod I didn’t even take it out of my bag :)

We took them with very high ISO (2000) and without flash. That’s why they are not clear and sharp enough.  Partly because of excitement, partly because of the lack of light, I couldn’t make the right adjustment for the camera. I find it normal right now. But i was kind of sad at the time, probably that’s why i forgot these photos in the archive. You see the ones which are relatively better. At least the frame makes them look better

To conclude, because you think the photos you take don’t look good, you shouldn’t put them away and you should give them enough  attention,because they show us what is missing and how we should do to take better ones. I wish that you will get closer to dream photos every day.

Love and Respect

Oz Büyücüsü 21 kasım da BKM’de sahneleniyor

Zorlu Holding Çocuk Tiyatrosu 2009 – 2010 sezonu için  “OZ BÜYÜCÜSÜ” oyununu 21 – 22  Kasım saat 12:00 ‘de BKM de sahnelemeye başlıyor. Onlarla ekim ayında başladığım fotoğraf çekme maceram daha yeni , geçen hafta cuma günü bitti. En son gün basına verilecek fotoğrafları çektik. Benim için inanılmaz güzel bir deneyim olan bu çalışmanın çok yakında bir slayt show’unu yayınlamak için çalışıyorum. Kafamda uçuşan fikirleri ve elimde olan bir hayli  fazla fotoğraf arasından seçim yapmayı başardığımda sizlerle paylaşacağım.

Bugün sadece tiyatronun duyurusunu yapmak istedim.

Kostümleriyle. sahne dekoruyla, müzikleriyle , oyuncuların süper oyun performanslarıyla görülmeye değer bir çalışma oldu. Varsa çocuklarınızı yoksa yeğeninizi  mutlaka götürün. Şimdilik bu kadar paylaşımdan sonra bir-iki  fotoğraf eklemeden olmaz.

DSC_0060 DSC_0063

DSC_0080 DSC_0139

Açıklama:

Kansas’ın uçsuz bucaksız çayırlarının ortasında yaşarken, bir fırtınayla Oz Diyarı´na sürüklenen Dorothy’nin yolculuğu; içi saman dolu Korkuluk, duygusal Teneke Adam ve korkak Aslan’ın katılmasıyla olağanüstü bir maceraya dönüşür. “Oz Büyücüsü”, göz kamaştırıcı Oz Ülkesi’nin sihirli dünyası, büyülü ormanları, birbirinden güzel dansları ve şarkıları eşliğinde çocuklara sahip olduklarının, ailenin ve arkadaşlığın önemini bir kez daha hatırlatıyor.

Oyuncular

Doroty: Duygu Yılancı
Korkuluk: Kemal Erdurak
Teneke Adam: Şevket Çapkınoğlu
Aslan: Emin Önal
Kötü Cadı, Glinda, Em Teyze : Dilek Demir
Oz Büyücüsü, Hery Amca, Samsara, Kapıcı: Cengiz Okuyucu
Sponsor: Mehmet Zorlu Vakfı

Yöneten: Gaye Cankaya

Related Posts with Thumbnails