ben- Emre nerdesin?
emre- Burda değilim
ben- Mutfakta mısın?
emre-Hayır!!!! burdayımmmm.
emre-Anne hangi elimde.
ben- Hıııı?
emre-Hadi bilsene.
ben- Bu elinde.
emre- Bilemedin işte yok bu elimde.
|
||||
|
ben- Emre nerdesin? emre- Burda değilim ben- Mutfakta mısın? emre-Hayır!!!! burdayımmmm. emre-Anne hangi elimde. ben- Hıııı? emre-Hadi bilsene. ben- Bu elinde. emre- Bilemedin işte yok bu elimde. Oğlum Emre kuzeni Alya ile birlikte olmaktan çok mutlu oluyor. Geçtiğimiz hafta sonlarından birisinde gene birlikte güzel vakit geçirdiler. Arada sırada gavga etselerde barışıp oyunlarına kaldıkları yerden devam etmeyi başardılar. Ben de bunu fırsat bilerek hazır iki adet modelim varken ve birbirleri ile oyalanıyorlarken fotoğraf çekme denemeleri yaptım. Farklı açılar denerken çok eğlendim. Kızımı sabah erken saatlerde kursa bırakmak zorunda olduğum için onların birlikte yaptıkları kahvaltıyı kaçırdım. Ben geldiğimde uslu uslu çizgi film izliyorlardı. Beni görünce meyve suyu istediler. Daha sonra çilek yediler. Alya çizgi film seyretmekten sıkıldı sabundan balon yapmaya başladı. Emre aynı çizgi filmi tekrar baştan ancak kulaklıkla dinleyerek izlemeye devam etti. Alya cım bir yandan bana poz vermeye diğer yandan da büyük bir balon yapmak için baya çaba gösterdi:)) Evde sıkılan keretaları arabayla gezdirdik. Sonunda her ikisi de uykuya daldı. Bilgi üniversitesi çalışanları hem emeğine sahip çıkmak hem de üniversitenin prestijini korumak için sendikalaşıyor. Bu yolda epey yol alındı. Pek çok çalışma yapıldı. Sendikalı olduğu için bölümlerini kar getirmediği öne sürülerek işten atılan arkadaşlarımıza destek vermek amacıyla hergün üniversitemizin santral kampüsüne giderek oturma eğlemlerine destek veriyoruz. Akademisyenlerimizin ve öğrencilerimizin de yanımızda olması bize daha da güç veriyor. Tüm detaylı bilgiye www.bilgicalisanlari.com dan ulaşabilirisiniz. Sendikayı yaygınlaştırmak, tartışma ortamı yaratarak bilgi paylaşımı sağlamak için haftada bir gün olmak üzere santral kampüsünde herkese açık dersler başladı. Detaylarını aşağıda bulabilirsiniz. ———————————————————————————————————————————————————————————– “Nasıl Bir Bilgi?” diye sordu geçen hafta Murat Belge, Nazan Aksoy, Murat Paker ve Erol Katırcıoğlu. Nedir üniversite, nasıl olmalıdır sorusuna verilen ortak bir cevap vardı aslında: “Kişinin kendini gerçekleştirmesinin aracıdır üniversite.” Peki ama nasıl? Bilginin piyasa değeri yanında bu sözün hükmü var mıdır? Piyasa karşısında bizim gücümüz nedir? Ömer Laçiner, Arzu Çerkezoğlu, Murat Özveri, Chris Stephenson ve Bülent Bilmez soracaklar soruyu. Katılın cevaplayalım. Çünkü, herkesin bir “çünkü”sü vardır. ——————————————————————————————————————————————————— Geçen hafta gerçekleşen ilk dersten çektiğim karelerden bir kaçı… sevgi ve saygılar Uzun süredir bir şeyler yazamadığım ve blogumu ihmal ettiğim için üzgünüm. Kaldığım yerden devam ederek Enka’da izlediğim, fotoğraf çekmem için izin verilen sekspir müzikaline ait fotoğraflarımı paylaşmak istiyorum. Eser, yaşamın yedi dönemini anlatıyor. Ölümle son bulan yaşam yolunda büyük usta Haluk Bilginer bebek oldu, genç oldu, büyüdü adam oldu, yaşlandı. Muhteşem bir performans sergiledi. Haluk Bilginer’e eşlik eden dört kişilik Soykarılar korosu da kocaman bir övgüyü hak ediyor. Soykarıları oynayan Evrim Alasya, Selen Öztürk, Zeynep Alkaya ve Tuğçe Karaoğlan oyunun başından sonuna kadar tempolarını, enerjilerini, uyumlarını hiç kaybetmediler . Ve biz izleyicisine duyguları o kadar güzel aktardılar ki; her biri olağanüstüydü. İnanın onlardan birisi olmak istedim. O kadar çok özendim ki anlatamam. Hikayemiz doğumla başlıyor. 1.Dönem “Doğduğumuz anda, 2.Dönem “Hey oğul güzel oğul, Sonra çocuk olur, oynar coşar. 3.Dönem Derken ilk gençlik yılları ve aşk; karında uçuşan ilk kelebekler, ilk kayıplar, ilk kalp ağrıları. “Elde edilene kadar melektir, 4.Dönem Çok geçmeden Shakespeare büyür asker olur. 5.Dönem Sonra yaşı ilerler yargıç olur, bilgiçce deyişler söyler. 6.Dönem Altıncı çağ gelir, Shakespeare yaşlanır. 7.Dönem Ve kundakta başlayan yolculuk mezarda son bulur. Ve yaşamla birlikte oyun son bulur. Seyircinin kendi içsel yolculuğuna çıktığını varsayıyorum, açıkçası ben öyle yaptım. Kafamda bir sürü soru ve niyet uçuştu. Hepimiz öleceğimizi bile bile neden bu hayatın saçma koşturmasına kendimizi kaptırıp gereksiz hırslara kapılıyoruz. Hem kendimizi hem de çevremizi mutsuz ediyoruz. Bilmiyorum. Şimdilik bildiğim bir şey varsa o da fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. Söylenecek çok şey var ancak şimdilik susmayı tercih ediyorum. Fotoğraflar konuşsun. Bir yerlerde buluşmak umuduyla, sevgiler saygılar. Pek çok konuda fotoğraf çekmeyi seviyorum ancak sahne fotoğrafı çekmenin yeri ayrı. Bu konuda kendimi geliştimeye çalışıyorum. Sahne fotoğrafı çekmek, eğlenceli, hareketli ve beni fazlasıyla da mutlu eden bir konu. Ancak bir o kadar da zor bir iş. Henüz benim gibi amatör bir fotoğraçıysanız çekim yapmak için izin almak oldukça büyük bir problem. Mutlaka tanıdık arkadaşlar ve aracılıkları gerekiyor. Diyelim ki izni aldım; sonrasında neler bekliyor? beni. - Hem sanatçıyı hem de izleyicileri rahatsız etmeden çekim yapmak İşin tüm teknik detaylarını halletsek bile, çektiğimiz fotoğraflarla sahnede gerçekleşen sanat olayını doğru bir şekilde aktarabilmek işin asıl ve en zor yanıdır. Sahne de olup biteni objektif olarak doğru bir şekilde yansıtabilmek kolay değil. Örneğin, bir bale gösterisinde ” hareketi “; tiyatro eserinde ise ” konuyu ” öne çıkarmak gerekir. Güzel olacak diye olmadık açılardan ve konuya uygun olmayan objektif kullanmak hem sanatçıya hem de o performansta emeği geçen diğer tüm insanlara haksızlık ve saygısızlık olur. Bu işin başka bir boyutu ise çektiğimiz fotoğraflarla konuya merak, ilgi ve görme isteği uyandırabilecek miyiz? Fotoğrafı çekilecek sahne performansı hakkında, bilgi açısından donanımlı olmak ve sahneyi önceden bilmek işimizi bir miktar kolaylaştırabilir. Aşağıdaki fotoğraflar; bugünün amatör sanatçıları ama geleceğin tiyatrocu adaylarına aitler. Oyunu kendileri yazdı. Kostümlerini kendileri tasarladı. Gene kendi aralarında yarıştılar. Süper bir performans sergilediler. İkinci dönemi başka bir okulda okumak için, görüntülerini çektiğim okulundan ayrılan kızıma bu kareler güzel bir süpriz olacak. sanatta, bilgi de ve fotoğrafta buluşmak dileği ile Uzun süredir buralarda olamadım. Üst üste gelen hastalıklar, acil yapılması gereken işler derken çok özlemişim yazmayı. Her ne kadar yazma konusunda kendimi yetenekli görmesem de paylaşmak ve kendi gelişimime tanıklık etmek bana çok iyi geliyor. Sanatın her dalına hayranlık duyan birisi olarak fotoğraf çekmeye başladıktan sonra, pek çok anı yakalama, görme ve izleme şansına sahip oldum. Galiba fotoğraf çekme eylemi, etrafına başka gözle bakmayı da beraberinde getiriyor. Muammer Yanmaz’ın temel ve ileri fotoğrafçılık kursunu bitirdikten sonra güzel bir çalışma yapmak için inanılmaz istek duydum. Bu isteğin yaratttığı hareketle yolum 2009 – 2010 sezonu için sahnelenecek Mazhar Zorlu Çocuk Tiyatrosu’nun oyuncuları ve diğer çalışanlarıyla çakıştı. Oz Büyücüsü’nün sahne üzeri provalarında ve sahne gerisinde fotoğraf çekme şansım oldu. Harika bir deneyim yaşadım. Başka bir dünyaya tanık olmak ayrı bir keyif oldu benim için. Çok şey öğrendim. Sadece fotoğraf çekmek adına değil; bir tiyatro eserinin sahnelenmesi sürecinin nasıl olduğunu yakından görmek bu sanata olan hayranlığımı bin kat daha arttırdı. Bunca özveri, çalışma ve emeği görünce hayran olmamak mümkün değil. Oz Büyücüsü izleyicisiyle 15 Kasım 2009 da buluştu. Buluşmaya da devam ediyor. ( Mutlaka çocuklarınız veya yeğenlerinizle birlikte gidip seyretmelisiniz ). Tüm ekip, Oz Büyücüsü’nü sahneleyebilmek için Ağustos ayında çalışmalarına başlamışlardı. Çok istememe rağmen, aralarına ancak Eylül ortası gibi katılabildim. Bu dönem BKM’de prova yapmaya başlamışlardı. Bir yandan sahne üzerinde yapılan provalar tüm hızıyla ve yoğun bir şekilde devam ederken diğer yandan da kostümlerin dikilmesi ve dekorun hazırlanması da devam ediyordu. İlk kostüm denemelerinde yanlarında olmam nedeniyle oyuncularla birlikte aynı heyecanı yaşadım. Onlar gibi ben de o telaşın arasında sanki kostümlerden birisini deneyecekmişim gibi heyecandan fotoğraf çekmeyi az kalsın unutuyordum. Aynı heyecan dekorların gelerek ve monte edilmesinde de yaşandı. Akla gelen ilk soru eksik bir şey var mıydı? Prova yapılırken herhangi bir sahnenin değişmesi gerekecek miydi?. Gerçekten heyecanlı ve meraklı bir süreçti benim için. Özellikle de; oyuna katılan her yeni şey sonrasında ortaya çıkan yeni gelişmeler ilgi çekiciydi. Dekorun monte edilmesiyle sahneler tekrarlanarak tekrar gözden geçirildi. Hareketi engelleyen noktalar hemen değiştirildi. Bu çalışma kostümlerin hareketi engelleyen bir tarafı var mı ? diye de tekrarlandı. Dar olan, sıkan yada oyunun akıcılığını kısıtlayan yanların düzeltilmesi için tekrar kostüm yapanlardan yardım alındı. Örneğin teneke adamın şapkası oyun esnasında sürekli öne doğru düşerek gözünü kapatıyordu. O nedenle sahne de şapkasını düzeltmek zorunda kalıyordu. İşte bunun gibi akla gelmeyen bir sürü detaylar prova esnasında ortaya çıkıyor ve arkasından hepsi düzeltilerek tekrar baştan prova yapılıyordu. Aynı hassasiyet provalar esnasında da izleyici açısından tekrarlandı. Oyunun izleyecilerinin çocuklar olması nedeniyle hissedilen sorumlulukla her sahnede yer alan sözlerin ve/veya hareketlerin uygunluğu tartışıldı. Uygun olunmadığına inanılan her sahne ya değiştirildi yada kaldırıldı. Bunun çok önemli olduğuna inanıyorum. İki çocuk annesi olarak pek çok izlediğim oyunu, olara izletmeden seçerek içinde onların yanlış anlayabileceği bir sahne olup olmadığını izleyen diğer velilerden öğrenmeye çalışırım. İzledikleri şeyden olumlu davranışları almalarını tercih ederim. O nedenle Oz Büyücüsü’nü sahnelerken bu kadar hassasiyet gösterilmesi gerçekten beni çok mutlu etti. Sizlere bir kaç örnek; İlk sahnede Dorothy bisiklete binerek geliyor. Ve sahnede dolaşırken arada ellerini bisikletten çekip, muzip bir çocuk olup sahnede dolaşıyordu. Bu sahne çocuklara kötü örnek olacağı düşünüldüğü için değiştirilerek yerine ip atlayarak sahneye çıkmasının uygun olacağına karar verildi. İlk kez seyrederken ben de içimden aynı şeyleri düşünümüştüm. Oğlum Emre bu sahneyi görse halasına her gittiğinde bahçede bisiklete binerken acaba gördüklerini taklit etmek isterse ne yaparız. Ancak sonradan bu sahne değişince çok sevindim. Gene başka bir sahneden kötü cadı cebinden kibrit kutusunu çıkarıp bir kibrit çakıyor ve Dorothy’nin arkadaşlarını yakmakla tehdit ediyor. Çünkü Dorothy’nin ayağındaki sihirli kırmızı ayakkabısını istiyor. Bu sahnedeki kibrit çakma sahnesi çocuklar düşünülerek kaldırıldı. Onun yerine sadece kibrit kutusu gösterilerek oynandı. Başka bir sahnede kötü cadının, misina ile sahnenin üst taraflarına bağlı süpürgesiyle yaptığı bazı hareketler vardı. Bu hareketler esnasından misinanın bağlı olduğu yere takılarak süpürgenin misinadan kurtulabileceği ve önde oturan izleyicilere fırlamasından korkulduğu için tamamen kaldırıldı. Halbuki gerçekten çok güzel bir sahneydi. Cadı süpürgeyle pek çok güzel numaralar yapıyordu. Ben hep ilgiyle izledim. Ancak seyirciler çocuk olunca tedbirli olmak ve olası çıkabilecek sürprizleri bertaraf etmek gerekiyordu. Bu sahnenin provasından uzun ve kısa pozlamayla çektiğim bir kaç kare.. Bir tiyatro oyununun sahneye koyulması gerçekten çok zormuş. Bir kaç saniyelik bir sahne, saatlerce hatta günlerce süren bir çalışmadan sonra ortaya çıkıyormuş. Oyuncuların oyun yeteği olmadan, onlara ve konuya uygun güzel kostümler, sürükleyici müzikler ve müziğin anlamlı sözleri , oyunun geçtiği ortamın gücünü büyüsünü artıracak dekorlar, tüm bu süreci takip eden ve yöneten yönetmen olmadan olmuyormuş. Ancak hepsinin uyumu sonucunda ortaya süper bir performans çıkıyormuş. Bu benim tüm acemiliğime rağmen, henüz tam anlamıyla digital düzenlemeyi bilmeme ve fotoğraf çekmek konusunda eksikliklerime rağmen hazırlama cesareti gösterebildiğim ilk proje çalışmamdr. Pek çok eksiği var biliyorum. Ama bir şeyleri yapma cesareti göstermeden de öğrenilmiyor. Yapıcı eleştirilenizi beklerim. Sevgiler ve saygılar. Oz Büyücüsü from Filiz Tulu on Vimeo. Geçen gün seyrettiğim filmde çocuğunu kaybeden bir annenin yaşadığı acıyı seyrederken bir an onun yerine kendimi koydum. Hissettiğim acıyı nasıl tarif edebilirim bilmiyorum. Şu ana kadar yaşadığım herhangi bir üzüntü yada acıyla benzerliği olmayan insanın içini fena yakan ve aklını yitirebileceğini hissettiren bir duygu diye tarif edebilirim ancak. Yaşamın birbirinden çok farklı dönüm noktaları var. Çocukluktan ergenliğe geçiş gibi, Böylesine güçlü ve muhteşem bir bağla bağlandığınız bir varlığın artık kucağınızda olmayacağını kabul etmek çok zor. Bu acı nasıl fotoğraflanır diye çok düşündüm açıkçası çok yaratıcı bir şey bulamadım. Evde yapabildiğim en basit yolla, kibritle oluşturuduğum ateşin ve korun fotoğrafları…İlk fotoğrafta haberin alındığı yüreğe düşen ilk ateşi, diğerlerinde ise son nefese kadar devam eden ateşi(alevi) anlatmaya çalıştım.
How to Photograph the painThe other day, i was watching a movie about a mother who was suffering a lot because she lost her kid, and i put myself in her situation. I don’t know how i can explain the feelings i had. It feels like you can go mad or lose your mind and it doesn’t compared to the pains i have felt up to now. There are so many different turning points in my life. Being a mother was one of the important turning point of my life. (being a mother makes you so happy that you can’t explain, even if it also brings lots of responsibilities and worries) Everything changed what i know and what i don’t know about the life. It made me look at the things in a different view. More softer, more sensetive and made me realise that i can be so patience. The incredible connection between me and my kids started when my doctor said that i can be a mother. I was telling stories to my baby that i was pregnant to, realising that it was hearing, and understanding what i was telling. From the first moment that i held my baby, i saw the first crawling, the first step, the first word she said, the first tooth, the first illness etc.. and having all these first moments and also realising and being the witness the kid is learning and growing up so fast and learning new things with the kid and feeling like that you live your life from the beginning on….it is unbelivable. It is hard to accept that you can’t carry the kid on your arms anymore who you are connected so much. I thougth so much about how Teknoloji bağımlısı olduk. Buna karşı durmak gün gittikçe imkansız hale geliyor. Bilgi edinme, alışveriş , mailleşme, sayısız bloglar, sosyal networkler ve msn gibi chat alanlarında muhabbet ediyoruz. Biz büyükler saatlerce bilgisayar başında vakit geçirirken, bunu gören çocuklar ne yapabilir. Bizleri örnek alıyor ve her fırsatta bilgisayarda oyun oynamak istiyorlar. Televizyon kanallarında başlayan magazin çılgınlığı ve biri bizi gözetliyor tarzı programların çoğalmasıyla tatsızlaşan yayınlar yüzünden yedi yıldır evde televizyon seyretmiyoruz. Sadece film ve sezonluk yabancı dizilerden bazılarını, çocuklar uyuduktan sonra bir tabak meyve eşliğinde izliyoruz. Yapılacak diğer işlerden vakit bulabilirsek. Televizyondan çocukları uzak tutabilmeyi başarmış ebeveynler olarak kendimizle gurur duysak da bilgisayardan tam olarak uzak tutmayı başaramadık. Ancak süresini azaltabildik. Fakat hafta sonları bu süre uzayabiliyor. Diğer yandan sokakta oyun oynayamayan bütün günlerini okulda geçiren çocuklarımız için fazla alternatif yok gibi görünüyor. Hele ki tüm gün dışarda çalışarak oldukça yorgun bir şekilde eve gelmek ve evde de dinlenmek istiyor olmak işleri biraz zorlaştırıyor. Bir süredir bilgisayarın başına oturan çocuklarımız çokça vakit geçiriyorlardı. Ve bizlere dokunmadıkları için de zaman zaman işimize gelmiyor değildi. Ancak bu durumun doğru olmadığını bildigimiz için diğer yandan vicdan azabı da çekiyorduk. Uzun bir süre önce fark ettik ki kızımla oğlum arasında çıkan tartışmaların çoğu bilgisayar oyunları yüzüden olmaya başlamış. Aralarındaki yaşanan sürtüşmeler , benim iş için kullandığım kişisel bilgisayarıma el konulmasına kadar gelmiş. Bakıyorum bir gün kızım makinanın başında bir gün oğlum. En sonunda bu duruma bir son vermek gerektiğini fark ettiğimde çare düşünürken, ofiste bilgisayarımın şarjının bitmesini avantaj sayarak eve geldiğim de makinamın arızalı olduğunu ve çalışmadığını söyledim. Böylece başka bir şeyler yapmak için vakit kazanmış olduk. Tabiki eşimde kendi laptop’ını ofiste bırakarak durumu destekledi. Böyle durumlarda anne babanın birlikte davranması hem çok önemli hem de süreci çok hızlandırıyor. Böylece bilgisayarımızı çocuklardan kurtarmış olduk. DVD film izlediğimiz eski kasa bilgisayarı televizyona bağladık. İçine makul oyunlar yükledik. Belli bir süre hep birlikte turnuva şeklinde sırayla bizimle oynamalarına izin verdik. Başta çok sızlandılar ancak zamanla çok eğlendiğimiz için alıştılar. Daha sonra bu oyunlara ilaveten emre ye sırayla kitap okumaya kadar durumu değiştirdik. En sonunda kızım kardeşine kağıda resim çizerek masal anlatmaya başladı. Masalları kendi uyduruyor. Uydururken de resimliyor. Emre de kağıt üzerindeki masalı izlemeye bayılıyor. Dün akşam onların resimlerini çektim. Çok şekerlerdi. Düşünen, üreten ve ruh sağlığı yerinde çocuklar istiyorsak onları televizyondan mümkün olduğunca uzak tutmalıyız. Bilgisayar başında geçirdikleri vakti de kontrol altında tutarak farklı şeyler yapmalarını sağlamaıyız. Bunu da ancak onlarla vakit geçirerek yapabiliriz. Onlarla birlikte dinlenmeyi ve eğlenmeyi tercih edersek onlardan çok güzel geri dönüşlerini görebiliriz. Çocuklarımız tv ve bilgisayar karşısında ihmal edilemiyecek çok kadar değerli ve yarınlarımızı onlara teslim edeceğimizi düşünürsek ihmale gelmeyecek kadar da çok önemli.
Technology and My kidsWe are addicted to technology, and trying to avoid that addiction is becoming more impossible every day. Acquiring information, shopping, sending e-mails, countless blogs, socials networks, and chatting with others by using many programs such as MSN. What can kids do when they see adults spending so many hours in front of the computer? They take us as models and want to behave like we do and want to play games whenever they can have any opportunity. We haven’t watched television for seven years, because of the increase in the amount ofcrazy magazine programs and programs like ‘Big Brother’. A long time ago, we realised the reason for the arguments between my kids were based on sharing the PC. It even came to the point where they took my laptop away too. One day it was my daughter, the next it was my son whose used my laptop. That’s when I realised that I needed to find a solution. In my office once, I noticed randomly that the battery of my laptop was getting weaker, so I thought that I could use it as a solution. When I brought it back home and the kids wanted to have my laptop, I said, “You can have it but it doesn’t work, there is something wrong with it”. Additionally, my husband supported the situation by leaving his laptop in his office. In these kinds of problems, it is essential that couples support each other, so it takes really short time to solve the problems. Eventually we kept our laptops away from them. We connected the old PC to the TV to watch some DvDs. And we installed some simple games. After that, we let them play games in tournaments with us. At the beginning they weren’t into it, but later when we all had fun then they enjoyed and got used to it. In addition to these games, we even managed to get Emre, my son, to read a book by taking turns. Later, my daugther drew some pictures and told him stories. Zorlu Holding Çocuk Tiyatrosu 2009 – 2010 sezonu için “OZ BÜYÜCÜSÜ” oyununu 21 – 22 Kasım saat 12:00 ‘de BKM de sahnelemeye başlıyor. Onlarla ekim ayında başladığım fotoğraf çekme maceram daha yeni , geçen hafta cuma günü bitti. En son gün basına verilecek fotoğrafları çektik. Benim için inanılmaz güzel bir deneyim olan bu çalışmanın çok yakında bir slayt show’unu yayınlamak için çalışıyorum. Kafamda uçuşan fikirleri ve elimde olan bir hayli fazla fotoğraf arasından seçim yapmayı başardığımda sizlerle paylaşacağım. Bugün sadece tiyatronun duyurusunu yapmak istedim. Kostümleriyle. sahne dekoruyla, müzikleriyle , oyuncuların süper oyun performanslarıyla görülmeye değer bir çalışma oldu. Varsa çocuklarınızı yoksa yeğeninizi mutlaka götürün. Şimdilik bu kadar paylaşımdan sonra bir-iki fotoğraf eklemeden olmaz. Açıklama:Kansas’ın uçsuz bucaksız çayırlarının ortasında yaşarken, bir fırtınayla Oz Diyarı´na sürüklenen Dorothy’nin yolculuğu; içi saman dolu Korkuluk, duygusal Teneke Adam ve korkak Aslan’ın katılmasıyla olağanüstü bir maceraya dönüşür. “Oz Büyücüsü”, göz kamaştırıcı Oz Ülkesi’nin sihirli dünyası, büyülü ormanları, birbirinden güzel dansları ve şarkıları eşliğinde çocuklara sahip olduklarının, ailenin ve arkadaşlığın önemini bir kez daha hatırlatıyor. OyuncularDoroty: Duygu Yılancı Yöneten: Gaye Cankaya |
|
|||
|
Copyright © 2010 fotoğraf bir anlatımdır - All Rights Reserved |
||||
Son Yorumlar